“TÜRKİYENİN EBOLASI”
Anadolu’daki Hayalet
2002-2003 yıllarında Tokat ve Sivas yörelerinden Ankara Numune Eğitim ve Araştırma hastanesi’ne kanama ve yüksek ateş yakınmasıyla hatalar başvurmaya başladı.Aynı tarihlerde Sivas Cumhuriyeti Üniversitesi’ne de benzer yakınmalarla başvurular oluyordu.Hastalar kırsal kesimde yaşayan,tarım ve hayvancılıklar uğraşan kişilerdi.Ancak yakalandıkları hastalık,daha önce Anadolu’da görülen “kırsal alan hastalıklarına” benzemiyordu.
Şikayetlere enfeksiyonlar dışında başka bir etken mi yol açmıştı? Hastaların Karadeniz bölgesi yakınlarından gelmesi, akla, rahatsızlıkların “Çernobil” le ilişkisini getirdi. Yoksa zehirli mantar mı yemişlerdi? Belki de zehirli kimyasallara maruz kalmışlardı? Analizler hastalığın bunlarla ilişkili olmadığını gösterdi. Bazı hastalar kliniğe nerdeyse sapa sağlam girdikten kısa bir süre sonra ölüyordu. Laboratuar değerleri çok kötü olmayan, genel bulguları itibari ile “ normal” bir hastanın üç-beş gün içinde giderek kötüleşmesi, her önleme karşın kontrol edilemeyen kanamaları ve nedeni anlaşılamadan dramatik biçimde kaybedilmesi hekimleri derinden etkilemişti.
2003 yazı başlarında, görevli olduğum Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne S.A. isimli 32 yaşında bir erkek hasta geldi. Grip belirtilerine benzer hafif bir halsizliği vardı aynı belirtileri gösteren başka komşuları da olmuştu. S.A. hastaneye geldiğinde yürüyebiliyor, konuşabiliyor, hatta şakalaşıyordu. Köyündeki sağlık ocağına başvurduğunda, çevrede benzer belirtileri olan çok sayıda hasta olduğu için, araştırılmak üzere Ankara’ya gitmesi söylenmişti. Acil servise geldiğinde bazı laboratuar testleri yapılmış ve izlenmek üzere hastaneye yatırılmıştı. Önce S.A.’nın kollarında küçük kanamalar belirdi. Sonra kanamalar yaygınlaştı. S.A.’nın karaciğer test sonuçları kötüleşiyor; kanın pıhtılaşma süresi giderek uzuyordu. Ağzından ve dışkısından da kan gelmeye başladı. İki gün sonra uykuya meyil belirdi S.A., gözlerimizin önünde ölüyordu. Çok sayıda kan desteğine rağmen yarar sağlanamadı. Ve kliniğe geldikten 4 gün sonra S.A.’yı kaybettik…
Hastalığın tanısı henüz konulamamıştı. Öldükten sonra karaciğerinden biyopsi aldık ve kan serumu örnekleriyle birlikte Londra’daki, merkez laboratuarı Central Public Laboratory’ye gönderdik. Yanıt 15 gün sonra geldi: Ülkemizde daha önce rastlanmamış “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi” virüsü saptanmıştı. Başka meslektaşlarımızın Lyon’a Atlanta’ya çeşitli laboratuarlara gönderdikleri hasta serumlarından da aynı yanıt gelmişti. Böylece Anadolu’da yıllar sonra ilk kez farklı bir “zoonoz” saptanmıştı oluyordu. Komşu ülkelerde 50 yıldır görülen ama Anadolu’da ilk kez saptanan öldürücü hastalıkla karşı karşıyaydık…
Yeni ortaya çıkan hastalıklar arasında Türkiye’yi en çok etkilemiş enfeksiyon hastalığı, hiç şüphesiz Kırım Kongo Kanamalı Ateşi. Son beş yıldır Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Örneğin başka bir “zoonotik virüs” olan HIV’nin yol açtığı AIDS dünyada 25 yıldır bilinen bir hastalık. Ve Türkiye’de bu güne kadar saptanmış 2500 AIDS hastası bulunuyor. Türkiye’de 2002’ den beri saptanmış Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olgu sayısı ise 1500. üstelik bu hastaların yaklaşık 80’ni hayatını kaybetti. (Sadece 2007’de 500’ün üzerinde KKKA olgusu saptandı; 25 hasta yaşamını yitirdi.)
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, kanamayla ve ateşle seyreden bir hastalık. Virüse bağlı gelişen kanamalı ateşli hastalıkların en tanınmışı “Ebola”. Zaten ülkemizde bugüne kadar saptanmış tek viral kanamalı ateş türü olan KKKA, “Asya Ebolası” olarakta anılıyor ve dünya coğrafyasında en yaygın olarak görülen – 30’un üzerinde ülkede görülüyor – viral kanamalı ateşli hastalık olma özelliğini taşıyor.
Yazı: DOÇ.DR. ÖNDER ERGÖNÜL
NATİONAL GEOGRAPHIC- EKİM 2007
kene,keneden korunma yolları keneye national geographic yorumu

0 yorum:
Yorum Gönder